Edebi Türler/Masal,Destanlar,Hikayeler,Şiir,Roman,Tiyatro Edebiyatla İlgili Herşey
Türkiye'den Biyografiler içinde Edebi Türler/Masal,Destanlar,Hikayeler,Şiir,Roman,Tiyatro Edebiyatla İlgili Herşey konusu , Edebi Türler/Masal Destanlar Hikayeler Şiir Roman Tiyatro Edebiyatla İlgili Herşey ...
- 04.05.09, 14:25 #1
Edebi Türler/Masal,Destanlar,Hikayeler,Şiir,Roman,Tiyatro Edebiyatla İlgili Herşey
Edebi Türler/Masal
Destanlar
Hikayeler
Şiir
Roman
Tiyatro Edebiyatla İlgili Herşey
Her edebî eserde
anlatılmak istenen bir mesaj vardır. Bu mesaj yerine göre tarihî
dinî
ahlâkî
sosyal
ekonomik ve kültürel olabilir. Edebî eserler
ele aldıkları konu ve içeriklere göre
farklı biçim ve tekniklere sahip olabilirler. Bu teknikleri bilmeyenlerin edebiyat eseri yazamayacağı âşikardır. Edebiyat eseri olaylara
insanlara ve eşyaya çok değişik anlamlar verebilir. Bazen insanların bağlı olduğu zaman ve mekân kavramını da aşabilir. Bu onun psikoloji
sosyoloji
felsefe ve tarih gibi bilim dallarının doğrudan ve açıklayıcı anlatımından farkını ortaya koyar. Bütün bunlar
edebiyatta türler başlığı altında değerlendirilmesi gereken ana unsurlardır.
Edebî tür
edebiyat eserlerinin biçimlerine
konularına ve teknik özelliklerine göre ayrılmış çeşitleridir. Bir başka söyleyişle
biçim ve öz bakımından ortak kurallara göre yazılmış ve söylenmiş eser kümelerine verilen addır.
Edebî türler
değişmeyen yazı kalıpları değildir. Toplumda zamanla meydana gelen değişmeler edebiyata da yansır. Edebî türler de değişen zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte ve çeşitlilikte değişime uğrar. Sözgelimi Eski Yunan edebiyatında yalnızca şiir
tiyatro
söylev
tarih gibi dört türden söz edilirken
XIX. yüzyıldan itibaren bu türlere roman
tenkit
mektup gibi yeni türler eklenmiştir. XX. yüzyıldan itibaren
özellikle basın ye yayın hayatındaki gelişmeler yeni türlerin oluşumunu sağlamış
makale
deneme
fıkra
skeç
senaryo gibi yeni türlerden bahsedilmeye başlanmıştır.
Bir yandan yeni edebî türler oluşurken
diğer yandan da eski türlerden bazıları zamanla kaybolmuş veya anlamı değişmiş
yeni anlamlar kazanmıştır. Buna en güzel örnek olarak destanı verebiliriz. Romantizm akımı ile birlikte
ilk çağın en önemli türü olan trajedi
yerini drama bırakmıştır.
Avrupa ülkelerinden İtalya
Fransa
İspanya’da Latince dışında halkın kullandığı dile roman
bu dille anlatılan hikâyelere de romans adı veriliyordu. Zamanla
gelişen ve gerçeklik boyutu kazanan bu anlatımlar günümüz çağdaş türlerinden biri olan romanı meydana getirmiştir.
Bir taraftan yeni edebî türler gelişirken
diğer yandan da bazı türler birbirine karışmıştır. Röportaj
deneme
hikâye
şiir
masal arasında bir yaklaşma görülürken
bazı türler de kendi içlerinde bölümlere ayrılmıştır. Roman
anti roman gibi.
Edebî türler
anlatım yolu bakımından (nesir-nazım; sözlü-yazılı oluşları)
konu seçimi ve konuya uygun iletim tekniği bakımından ve boyutları bakımından (eserin uzun-kısa veya yoğun oluşu) olmak üzere üç ana başlık altında tasnif edilmektedir. Tasvir
öyküleme
söyleşme
hitap gibi anlatım şekilleri ise türlerin belirleyicisi olmaktan çok
onların kullandıkları aktarım usulleridir.
Edebiyatta türler
sınıflara ayrılırken toplumların geçirdiği sayısız değişim sürecine göre değil
başlangıçtan günümüze değin
değerini yitirmeyen
temel ortaklıklar esas alınmalıdır. Bu esaslar çerçevesinde edebî türleri ana başlıkları ile şöyle de tasnif edebiliriz:
1. Şiir: İçeriklerine göre
lirik şiir
didaktik şiir
pastoral şiir
dramatik şiir ve epik şiir olarak da adlandırılmaktadır.
2. Tiyatro: Anlatım türleri içerisinde yer alan tiyatro
tragedya
komedya ve dram olmak üzere üç farklı anlatım özelliğine sahiptir. Tiyatro
yazım teknikleri ve yazılış amacı bakımından diğer edebî türlerden ayrılır.
3. Anlatı Türleri:İster sözlü olsun
ister yazılı olsun
bütün anlatıma dayalı
nazım olmayan türlerdir. Roman
hikâye
masal ve efsaneyi bu türe örnek olarak sayabiliriz.
4. Düşünce Türleri: Belli bir düşünceyi paylaşmak veya o düşünceyi kabul ettirmek amacıyla kaleme alınan eserler bu gruba girmektedir. Makale
fıkra
söyleşi
deneme
mektup
özdeyiş
gezi yazıları
anı ve röportajı bu tür içerisinde değerlendirebiliriz.
Bir başka tasnif de:
1. Asıl Türler:
a. Nazım
b. Nesir (Destan
Masal
Halk Hikâyeleri
Fabl
Hikâye
Roman)
2. Temsil Türü (Tiyatro eserleri)
3. Düşünce Türleri (Makale
Sohbet
Fıkra
Deme)
4. Yardımcı Türler: Bunlar asıl türler içerisinde değerlendirilebilmekle birlikte
tek başlarına bir tür özelliğine sahiptirler. (Biyografi
Anı
Gezi Yazıları
Mektup
Söylev
Özdeyiş vb.)
Edebiyat tarihlerinde edebî türlerin tasnifi ise
şöyle yapılmaktadır:
1. Sözlü türler
a. Söyleyeni belli olan
b. Söyleyeni belli olmayan (anonim)
2. Yazılı türler
a. Nazım
b. Nesir
Bu tasniflerden yola çıkarak
edebî türlerin ana hatlarıyla iki ana başlıkta toplandığı (nazım-nesir)
diğer türlerin de bu ana başlıklara bağlı olarak
içerik ve şekil açısından tasniflerinin yapıldığı görülmektedir.
Edebî tür öğretimi
dil becerilerinin geliştirilmesi açısından son derece önemlidir. Okuma
yazma
konuşma ve dinleme becerilerinin kazındırılmasında bu becerilerin birbirleriyle olan bağları da göz önünde bulundurulmalıdır. Öğrenmede belirlenen ana amaç kadar
bu ana amacın gerçekleşmesini sağlayan ara unsurlar da dikkate alınmalıdır. Eğitim ve öğretimin her seviyesinde dil becerilerini geliştirmede metinlerin araç olduğu bilinmektedir. Bu araçların kullanılmasında ise
nitelik ve içerik özellikleri büyük bir önem arz etmektedir.
Edebî türlerin öğretilmesinde değişik yöntemlerden yararlanılabilir. Bunlar:
Karşılaştırma yöntemi: Bu yöntemle
daha önce okunmuş veya incelenmiş olan bir eserle
üzerinde konuşulan eserde var olan unsurların özellikleri bakımından birbiriyle karşılaştırılır.
Tür tanımlatma yöntemi: Türü meydana getiren genel özellikler verilerek
öğrenenlerin türü kendilerinin tanımlaması veya adlandırması istenebilir. Bu kısımda da
yine türe götürücü sorulardan yararlanmak mümkündür.
Dil ve üslûp karşılaştırması: Edebî eserleri farklı kılan bir diğer özellik de
dil ve üslûplarıdır. Bu yüzden tür öğretiminde diğer özelliklerinin yanında dil ve üslûp özellikleri daha çok belirleyici olmaktadır.
B. Edebî Türlerden Yararlanma
1. Şiir
Şiir
en önemli edebî türlerden biridir. Sadece yapı bakımından değil
içerik açısından da diğer edebî türlerden ayrılır. Ümitler
hayaller
aşklar hep şiirle ifade edilir. Şiirin gücünü fark eden bir öğrenci
hayallerini zenginleştirebilmeyi ve karşısındakini etkileyebilmeyi öğrenmiş olur.
Tür öğretiminde en çok zorlandığımız konu
şiirin tanımıdır. Bir şeyi tanımlamak
onun kesin o olduğu anlamına gelmez. Kimi zaman tanım
tanımlanan şeye yaklaşıma yardımcı unsur olarak işe yarar. Yoksa
tanım tek başına problemi ortadan kaldırmaz. Olsa olsa
problemin çözümünde ara unsur olabilir. Şiir genellikle
alt alta yazılan mısralardan meydana gelen ölçülü ve kafiyeli anlatım olarak tanımlanmaktadır. Ancak
her ölçülü ve kafiyeli sözün de şiir olması mümkün değildir. Şiir için en temel unsurların başında âhenk gelmektedir. Âhenk ise
ritim ve armoni ile tamamlanır. Ritim
ölçü ve kafiye; armoni ise
aliterasyon ve assonanslardır.
Şiir şekil ve içerik açsından incelenirken
onu meydana getiren unsurlar tek tek ele alınmalıdır. Şiirde şekil unsurlarının tam olarak anlaşılabilmesi için
bütün örneklerin bir arada verilmesi gerekmektedir. Yoksa tek bir nazım şeklinden yol çıkılarak şiiri şekil olarak anlatmak ve değerlendirmek mümkün değildir. Şiir incelemelerinde şekil unsurlarından sonara
ritim unsurlarının ele alınması; ölçü ve kafiyesinin bulunması gerekmektedir.
Genellikle ders kitaplarında bütün nazım şekilleri bir arada yer almamaktadır. Bu yüzden
çoğu kere kitapta yer almayan diğer nazım şekilleri ile ilgili teorik bilgilere yer verildiği görülmektedir.
İçerik açısından şiir incelemelerinde
belli bir tutarlılıktan söz etmek mümkün değildir. Kimi öğretmenler
şiirde anlatılanları kısaca değerlendirirken
kimileri de tahlil boyutuna varacak incelemeler yapabilmektedirler. Şiiri içerik açısından değerlendirirken
öncelikle ele aldığı konu ve temanın belirlenmesi gerekmektedir. Konusuna ve temasına uygun tür adlandırması yapıldıktan sonra inceleme daha yararlı olacaktır.
Hangi edebî tür olursa olsun
öncelikle amacı gerçekleştirmedeki yeterlilik düzeyi dikkate alınmalı
türün genel ve özel amaçları gerçekleştirme düzeyi göz önünde bulundurulmalıdır. Aynı durum şiir için de söz konusudur. Eğer türü kavratmak hedeflenmişse
şiir türünü şekil ve içerik açısından en iyi yansıtan örnekler ele alınmalı
onlar üzerinden inceleme yapılmalıdır. Çelişkili ve tartışma yaratacak örnekler
tür özellikleri kesin kavrandıktan sonra ele alınmalıdır.
Şiirde içeriğe göre yapılan adlandırmalarda da yanlışlıklar yapılmaktadır. Lirik
epik
dramatik
didaktik
pastoral ve satirik şiirler bir tür olmayıp
konu ve tema adlandırmasıdır. Kimi kaynaklarda bu ve benzeri adlandırmalar yanlıştır.
a) Lirik şiir; etkileyicilik bakımından hüzün
sevgi
sevinç
acı
keder vb. duygulara dayalı durumları yansıtır. His ve hayal unsurları bakımından zengindir. Diğer şiirler içinde de lirizm mutlaka vardır. Fakat lirik şiiri diğerlerinden ayıran temel özellik
onun bir amaca bağlı kalınarak yazılmamış olmasıdır. Lirik şiirin temel amacı
duygulara hitap etmesi ve duyguları dile getirmesidir.
b) Pastoral şiir; doğayı ana kavram olarak ele alan ve amacı sadece doğayla ilgili gözlemleri anlatmak olan şiirlerdir. Bir şiirin pastoral olabilmesi için mutlaka gözleme dayalı olması gerekir. Gözlenen olay anlatılmalıdır. Şiirde doğa temel amaç olmalıdır. Doğa unsurları araç olarak kullanılmayacak
doğanın gerçeği anlatılacaktır.
c) Didaktik şiir; tamamen bir ders vermeyi ve bir sonuç çıkarmayı amaçlayan şiirlerdir. Nükte şiirler olarak da bilinmektedir. Bu bakımdan insanlara dolaylı yoldan ders verir. Fablların
fıkraların nazım söyleyişleri didaktik şiire örnektir. Bir ana fikir etrafında oluşturulmuştur. Çocuklara yönelik yazılan şiirlerin büyük bir kısmı didaktik tarzdadır.
d) Epik şiir; genellikle olağanüstü bir üslûp ve destansı bir tarzla kaleme alınmış eserlerdir. His ve hayal unsuruna daha az yer verilir. Teması kahramanlık oluğu gibi
başka konular da olabilir. Üslubundan hareketle epik şiiri tespit etmek gerekir. Epik şiire bir anlatım şekli de diyebiliriz. Heyecanlı ve coşkulu bir anlatımı vardır.
e) Dramatik şiir; eğer bir olay anlatılıyorsa ve bir olaya bağlı olarak duygular alınmışsa o şiirlere dramatiktir demek mümkündür. Genellikle
acıklı ve korkunç olayları anlatan şiirler için verilen bir ad olmakla birlikte
dram aslında bir canlandırma olduğu için
dramatik şiirleri bir durumu canlandırmaya aracı olan şiirler olarak adlandırmak gerekmektedir.
Şiiri anlamaya yönelik oluşturulan soruların da özenle seçilmesi gerekmektedir. Öncelikle şiirin geneline
daha sonra da her bir bölüm ayrı ayrı değerlendirilecek şekilde ele alınmalıdır.
Şiirde şekil adlandırmalarında da çeşitli yanlışlıklar yapılabilmektedir. Şekil
şiirin tür belirleyicisi olmayıp
sadece onun adlandırılmasında yardımcı olacak temel bir unsurdur. Bilindiği gibi
şiirin en küçük birimi mısradır. Mısraların bir araya gelişlerine göre
beyit
dörtlük
beşlik gibi şekil özellikleri olabilmektedir. Şiir yazıldığı devir
sanatçısı ve mensup olduğu edebî şubeye göre şekil özellikleri göstermektedir. Bu şekil özelliklerinden hareketle
şiirin hangi dönemde
kimin tarafından yazıldığı tespit edilebilir. Ancak
bu tespit her zaman kesin olmayabilir.
Bir şiirin nazım şekli
her zaman onun içerik özelliğini tam olarak belirlemez. Sözgelimi gazel nazım şekliyle yazılmış bir şiir
gazelin içerik özelliklerini yansıtmayabilir. Bu da şeklin
içerik özelliklerini belirlemede tek başına yeterli olmadığı gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Şiirler içerik özellikleri ve işledikleri konulara göre türlere ayrılırlar. Divan edebiyatında mersiye
methiye
hicviye
münacaat
tevhit gibi. Halk edebiyatında ise
güzelleme
koçaklama
taşlama
ağıt gibi nazım türlerine rastlamak mümkündür. Kimi şiirleri ise
belli bir nazım türü altında değerlendirmek mümkün değildir. Onlar daha çok şekil özellikleri bakımından belirleyici olmuştur. Gazel
kaside
koşma
mani gibi. Modern şiir örneklerini ise
bir tür altında tasnife tabi tutmak şimdilik mümkün görülmemektedir. Bunları içerikleri bakımından
lirik
didaktik
dramatik
pastoral ve epik şiir olarak tasnif edebilmekteyiz.
2. Anlatı türleri:Anlatım türüne ait bir edebî metnin tür özelliklerinin öğretilmesinde şu esaslara dikkat edilmelidir:
1. Öğretim esasına
programın genel ve özel amaçlarına bağlı olarak seviyeye uygun bir metnin tespit edilerek sınıfa getirilmelidir.
2. Metnin önce öğretmen tarafından
uygun bir ses tonu ile okunmalı
bu okuma ile daha önce okunmuş olan diğer türlerden farklı nitelikler taşıdığı sezdirilmelidir.
3. Metinde geçen bilinmeyen kelime ve kelime gruplarının
anlamı kavranamayan cümleler tespit edilerek açıklanmalıdır.
4. Metnin anlatım özelliğine dikkat edilerek
olay örgüsü çıkarılmalıdır.
5. Şahıslar
olayın geçtiği yer
zaman ve olayın gelişim özelliği ayrıntılarıyla ortaya konulmalıdır.
6. Eserde ele alınan karakterlerin fizikî ve ruhî özellikleri açıklanmalıdır.
7. Ana ve yardımcı düşünceler belirtilmelidir.
8. Daha önce edinilmiş bilgilerden yola çıkılarak
yeni edinilen bilgiler karşılaştırılmalı ve belli bir sonuca ulaşılmalıdır.
Anlatıma dayalı eserlerden yararlanırken çeşitli kazanımlar elde edilebilir. Sözgelimi destanın edebî tür olarak öğretilmesinde şu amaçlar gerçekleştirilebilir:
1. Millet olma bilinci
2. Zorluklara karşı direnme ve başarma azmi
3. Birey olmanın sorumlulukları
4. Olağan ve olağanüstülüklerin bir arada kullanılmasının gerekçesi
5. Kültürel zenginliklerimiz
maddî ve manevî kültür unsurlarının kaynakları.
a. MasalMasallar gerçeklerin sınırlarını zorlayan anlatımlardır. Genellikle içeriğinde olağanüstü öge
kahraman ve olaylara yer vermeleri bakımından
gerçek dışı ve hayale dayalı anlatımlar olarak da adlandırılmaktadırlar. Masal
tür olarak daha çok sözlü geleneğe bağlıdır. Ancak
sözlü gelenekle ilişkisi olmayan edebî yönü ağır basan bazı eserler de bu türün içinde yer alır. Masallar
dört temel grupta toplanır. Hayvan masalları
olağanüstü ve gerçekçi masallar
güldürücü masallar ve zincirlemeli masallar.
Hayvan masalları genellikle kısa masallardır. La Fontaine fablları
Şeyhi’nin Har-namesi hayvan masalları türüne örnek gösterilebilir. Olağanüstü masallarda
olağan varlıkların yanı sıra cin
peri
dev
ejderha gibi olağanüstü varlıklara da yer verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar
vezirler
prensesler
zenginler
hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek hayattaki kişilerdir. Güldürücü masallar okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır. Zincirleme masallar da sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan
küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır.
Masallar dil ve anlatım özellikleri açısından incelenirken
masalın planı ve bölümler arasındaki farklılaşmaya dikkat çekilmelidir. Tekerleme bölümünün kendine özgü yapısı
burada kullanılan söz oyunları ve mecazlı anlatımlar ele alındıktan sonra
asıl masalın planına geçilmeli ve masalda ele alınan konunun geliştirilmesindeki özellikler üzerinde durulmalıdır.
Masalların en önemli özelliklerinden biri de
davranış kazandırmaya yönelik içeriğe sahip olmasıdır. Masalların bu ders verme yapısının yanında
dil ve kültür zenginlikleri bakımından da ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Masalları salt bir hayal mahsulü eser olarak ele almak yerine
ondaki anlatım derinliği ve dil zenginliğine dikkat çekilmelidir.
b. Destanİlkel toplumlardan bu yana insanoğlu
duygu ve düşüncesini anlatarak yeniden yaşamakta ve karşısındakini etkilemeyi düşünmektedir. İlk insanlar anlatımı kimi zaman canlandırma yöntemiyle
kimi zaman da mağara duvarına resim çizerek yerine getirmişlerdir.
Kendi geçmişinin bilinmezliklerini merak eden insan
mitolojiden yararlanmış
mitoloji de destanın kaynağını oluşturmuştur. Destan
işte bu gerçeğin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Edebiyat eğitiminin önemli amaçlarından biri de
bireyin “Ben kimim?” sorusuna cevap verebilmesini sağlamasıdır. Kimliğimizi kültürel değerlerimiz oluşturur. Kişi kendi kimliği ile ilgili bilgileri
köklerini oluşturan kaynaklardan elde eder. Bu kaynakların başında da hiç şüphesiz destanlar gelmektedir. Destanlar
bir milletin bütün varlığını oluşturan
duygu ve düşünce zenginliğini sağlayan önemli kaynaklardır. Millet olma yolunda
geçmişle gelecek arasındaki bağların oluşturulmasında destanlardan yararlanılmaktadır.
Genellikle ders kitaplarında destan; toplumların bilinmeyen tarihlerinde başlarından geçmiş olağanüstü olayları
olağanüstü bir dille anlatan eseler olarak tanımlanmaktadır. Destanın çoğu zaman diğer türlerle ilgileri üzerinde yeterince durulmamaktadır.
Bir destanın oluşum süreci
diğer edebî türlerden oldukça farklıdır. Bu süreci iki ana başlık altında değerlendirebiliriz: Destanda ele alınan olay
ait olduğu milletin bilinmeyen bir döneminde yaşanmış olması ve milletin hafızasında unutulmaz ve derin etkiler bırakması. Bu iki özellik
destanın tanımlanmasında veya destan türünün kavranmasında en önemli belirleyicidir. Destanlar
oluşumları açısından da diğer edebî türlerden ayrılır.
Türk edebiyatında her edebî türün kendine özgü belirleyici nitelikleri ve bu niteliklerin de öğretilmesinde farklı yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Destan
gerçekçi anlatım türleri ile olan benzerliklerinden ötürü
çoğu zaman diğer türlerle karıştırılmaktadır. Destanlar zamanı
mekânı ve şahıslar dünyası bakımından masal
efsane ile ortak özelliklere sahip olmasından ötürü bu türlerle
gerçekleşmiş olmasına inanılmasından ötürü de hikâye ve romanla karıştırılabilmektedir.
Destanın edebî tür olarak öğretilmesinde
öncelikle eğitim ve öğretim seviyesinin uygunluğuna dikkat edilmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi
insanlar bulundukları yaş gruplarına göre farklı özelikler gösterir. Doğal olarak
edebî metinlerin de eğitilenlerin bulundukları yaş grubunun özellikleri ile uyumlu olması gerekir.
c. Halk Hikâyeleri:
Halk hikâyeleri
gerçek veya hayalî bir takım olayları
maceraları
özel bir dil ve anlatımla sözlü olarak nesilden nesile aktarılmasıdır. Halk hikâyeleri kültürümüzün en değerli hazineleridir. Bu hikâyeler
Türk insanını kimi zaman eğitmiş ve eğlendirmiş kimi zaman da bilgiye kavuşturmuştur. Halk hikâyelerinin tür olarak kavratılmasında ve bu türden gereğince yararlanılmasında şunlara dikkat edilmelidir:
1. Öncelikle halk edebiyatını ve halk kahramanlarını çocuklarımıza ve gençlerimize tanıtmanın yollarını araştırmalıyız.
2. Halk hikâyelerinde seçilmiş güzel örnekleri
sınıfın anlama ve algılama düzeyi de dikkate alınarak
kullanılmalı.
3. Çocuklarımız ve gençlerimiz tarafından tanınan ve sevilen roman kahramanları; hikâye kahramanları; çizgi film kahramanları; dizi film kahramanları tespit edilmeli ve sevilme nedenleri araştırılmalıdır.
4. Bu tespitlerin ışığında halk kahramanlarımız halkımızın sevdiği
benimsediği rolleri üstlenerek yeniden canlandırılmalı ve kültürümüze kazandırılmalıdır.
ç. Tiyatro:
Tiyatro
bir yazar tarafından önceden yazılmış ya da tasarlanmış bir metnin
belirli bir yerde
zamanda ve kişiler tarafından canlandırılmasıdır. Tiyatro
oyuncuların oyunların oynandıkları yapı; drama
oyun; oyuncu
sahne ve izleyici gibi temel öğelerden oluşan sanat olarak da bilinmektedir. Bunların yanında
dramatik metin
oyunculuk
sahneleme
sahne tasarımı
sahne giysisi
sahne müziği
ışıklama ve sahne tekniği öğelerinin tümünü birlikte içeren sanatsal etkinlik olan tiyatro
dramdan bağımsız
kendi başına kolektif bir sanat dalıdır. Tiyatro terimi
türüne göre gölge tiyatrosu
kukla tiyatrosu gibi adlar alırken
dönemlerine göre Rönesans tiyatrosu
Tanzimat tiyatrosu gibi adlar da almaktadır.
Edebî türler içerisinde tiyatronun öğretilmesinde kimi zaman hatalar yapılmaktadır. Türün metin özelliği bir yana bırakılarak
sadece teknik özellikleri üzerinde durulmaktadır. Tiyatro eserleri ister oynansın
ister oynanmasın her şeyden önce edebî türdür. Bu türün öğretilmesinde teknik özelliklerinden çok
içerik özellikleri üzerinde durulmalı
daha sonra da teknik özellikleri değerlendirilmelidir. Konusu
ana fikri
olay örgüsü ve planı ele alındıktan sonra
bu türün yazılış amacı ve sahnelenme teknikleri üzerinde ayrıca durulabilir. Tiyatro türünün öğretilmesinde parçadan çok
bütünden hareket edilmelidir. Ders kitaplarında yer alan kısa tiyatro metinlerinden yola çıkılarak
tiyatro türünün kavratılması yanlıştır.
d. Hikâye:
Hikâye
kendine özgü yapısı ile diğer edebî türlerden farklıdır. Ayrıntıyı kabul etmeyen ve görünmeyen birtakım ölçüler bu türü şiire daha çok yaklaştırmaktadır. Hikâye
genellikle büyükler tarafından okunması gereken bir tür olarak algılanmaktayken
bu türün çocuklar açısından da büyük bir önem arz ettiği son yıllarda daha çok anlaşılmaya başlandı.
Çok küçük yaştan itibaren hikâye kavramı ile karşılaşan çocuk
hem kendi ürettiklerini anlatarak hikâye eder
hem de diğer anlatımlardan yararlanır. İlk dönemlerinde yer alan anlatımlar gerçekçilik boyutundan uzak olmakla birlikte
gittikçe bu anlatımlar
çocuğun gelişimine paralel olarak gerçeklik boyutu kazanmaktadır.
Hikâyenin tür olarak öğretiminde
öncelikle türü meydana getiren temel unsurların ele alınması gerekmektedir. Bilindiği gibi
hikâyenin tür olarak belirlenmesinde dört ana unsurdan söz edilmektedir. Bunlar:
1. Olay
2. Yer
3. Zaman
4. Şahıslar.
Bu dört unsur belirlendikten sonra
anlatım planı ve bu plana bağlı olarak
hikâyenin nasıl bir girişle başladığı
nasıl geliştiği ve sonuçlandırıldığı belirlenmelidir. Yaş gruplarına ve çocukların anlama ve kavrama düzeylerine uygun olarak
hikâyenin dil ve üslubu
anlatım gerekçesi
şahıslar
olay ve olaylar arasındaki ilgiler
mekânın seçimindeki gerekçeler de tartışılmalıdır.
Hikâye inceleme ve değerlendirilmesinde ise şunlara dikkat edilmelidir:
Klasik bir hikâyede belirli bir olay vardır. Bu olayın başlaması
gelişmesi ve belirli bir son ile bitmesi gerekir. Genellikle sonuç okuyucuyu şaşırtmaz. Modern hikâyede ise bir olay örgüsünün bulunması şart değildir.
1. Hikâyede Konu: Üzerinde söz söylenen
fikir yürütülen olay veya durumlara hikâyenin konusu denir. Hikâye incelemelerinde ve değerlendirmelerinde öncelikle konunun belirlenmesi gerekmektedir.
2. Hikâyede Plan: Hikâye hacim bakımından geniş olmadığı için
yapısı fazla karmaşık değildir. Konu genel olarak bir olayla anlatılır. Yazar okuyucunun ilgisini çekebilmek için sürükleyici
merak uyandırıcı unsurlara yer verir.
Olay ve konunun ele alınışına göre hikâye;
a. Serim
b. Düğüm ve
c. Çözüm bölümlerine ayrılır.
Serim bölümünde
olay başlar
kısaca hikâye kişileri tanıtılır. Olayın geçtiği yer hakkında bilgi verilir. Düğüm bölümünde ise
olaylar gelişir ve merak unsuru artar. Çözüm bölümünde ise
olayı sürükleyen merak unsuru biter. Sonuç okuyucuda duygu ve ibret uyandırıcıdır. Yani insanlar hikâyenin sonunda bir ders alırlar.
3. Hikâyede Anlatıcı: Her hikâyede mutlaka bir anlatıcı vardır. Anlatıcı gördüğü şeyleri anlattığı gibi
duyduğu ve okuduğu şeyleri de anlatabilir. Bu anlatımlar sırasında günlük hayatımızda sıradan insanların fark edemediği veya önemsemediği olayları da anlatabilir.
4. Hikâyede Zaman: Bir hikâyede anlatılan olaylar belirli bir zamana bağlanabilir. Olay hikâyelerinde genellikle zaman belirtilir. Olayın başladığı
geliştiği ve bittiği bir zaman dilimi vardır. Hikâyenin konusuna ve yapısına göre zaman değişir. Durum hikâyelerinde akan zamana pek yer verilmez.
5. Hikâyede Mekân: Hikâyede olayın geçtiği yerlere mekân denir. Yazar anlattığı olaya bağlı olarak
olayın geçtiği yerleri de tanıtır.
6. Hikâyede Kişi/Kişiler: Olayla doğrudan doğruya ilgili olan kimselere hikâye kişisi veya kişileri denir. Bazı hikâyelerde yalnız bir kişi bulunur. Hikâyede kişi veya kişilerin bütün özellikleri verilmez. Onların olay veya konuyla ilgili yönleri öne çıkarılır.
7. Hikâyede Dil ve İfade Çeşitleri: Hikâyede iki ifade çeşidi vardır. Ya yazar dışarıdan bakarak her şeyi anlatacak
ya da hikâye kişilerinden birisi anlatıcıdır. Hangi anlatım şekli olursa olsun
hikâyede kullanılan dilin özelliği ve buna bağlı olarak anlatım üslubu da önemlidir. Kimi zaman yazar
yalın bir dil ve üslûp kullanırken
kimi zaman da karmaşık ve dolaylı bir anlatımı tercih edebilir. İnceleme ve değerlendirme sırasında bunların ortaya konması gerekmektedir.
Hikâye Tahlili Yapılırken;
1. Hikâye tahlil ederken önce şekle ait özellikleri tespit etmeliyiz. (Yazarın soyadı
adı
kitabın adı
yayın yeri
tarihi).
2. Sonra hikâyeyi konusu
ana fikri
yazarın bakış açısı ve anlatım tutumu açısından değerlendirmeliyiz. Bakış açısı; yazarın konuyu sunuş biçimidir. Olayların kimin gözünden bakıldığı ve kimin ağzından anlatıldığını (3 şahıs vb.) ifade eder.
3. Olay unsurlarının tespit edilmesi (özet) sonra teknik bakımdan değerlendirilmesi
teknik bakımdan olayın anlatım sırası
nasıl başladığı
nasıl geliştiği ve nasıl bir çözüme ulaştığı gibi sorular bu bölümde cevaplandırılır. Tavır ve tahliller kişi
olay ve mekân arasındaki uyum
zaman verilişi bu bölümde değerlendirilir.
4. Son aşama olarak hikâyenin dil ve üslûp açısından değerlendirilmesi ve okuyucu tarafından olumlu ya da olumsuz yönlerinin tenkit edilmesi gerekir. Mukayese de yapılabilir.
Hikâye her yaşta insan için önemlidir. Ancak çocuk için hikâye vazgeçilmez bir olgudur. Bu gerçekten hareketle
çocuğun hikâye yoluyla eğitimini sağlamak
onlara istenilen davranışları kazandırmak en kestirme yoldur. Batılı eğitimciler bunun önemini çok önceden keşfetmiş
eğitim programlarını bu gerçek ışığında düzenlemişlerdir. Bizim de
hikâyeyi çocuğun eğitiminin her safhasında kullanılacak bir öge olarak görüp
eğitim programlarımızı buna göre düzenlememiz gerekmektedir.
d. Roman
Edebiyat kitaplarında romanlardan genellikle bir bölüm alınmakta ve buradan yola çıkılarak roman türü öğretilmeye çalışılmaktadır. Bu uygulama
çoğu zaman hikâye ve roman türünün birbirine karışmasına neden olmaktadır.
Roman
gerçekleşmemiş olsa bile
gerçekleşebilir olayların insan
yer
zaman çerçevesi içinde anlatıldığı edebiyat türüne verilen addır. Romanın tür olarak kavratılması için
konunun ele alınacağı dersten önce
incelenecek eser öğrencilere okutulmalı
daha sonra da türün özellikleri o eser üzerinden ortaya konulmalıdır.
Roman incelemesinde ise
onu meydana getiren temel unsurlar tek tek ele alınarak örneklendirilmelidir. Romanın konusu
ana fikri
olay örgüsü
şahısları ve bunların birbirleriyle ilişkileri
zamanın kullanımı
mekânın özellikleri gibi özellikler
roman üzerinden hareketle anlatılmalı ve gösterilmelidir. Hikâyede olduğu gibi
romanda da türü belirleyen unsurların üzerinde ayrı ayrı durularak
bu unsurları türü oluşturmadaki etkileri çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir.
Romanlar hem konularına ve şekillerine göre
hem de etkisinde kaldıkları edebiyat anlayışına göre tasnif edilmektedir.
Romanda anlatım teknikleri oldukça çeşitlidir. Kimi romancı
bir durumu gösterdikten sonra
o durumun sebeplerini geriye dönerek anlatır. Bu da genellikle roman kahramanlarının birinin hatıralarına dayalı anlatım şeklindedir.
Bir romanda bütün roman birinci şahıs ağzından anlatılabilir. O zaman roman bir ana kahraman çevresinde gelişen olayları ele alır.
Bir başka anlatım tarzı da üçüncü şahıs olarak kahramanları roman kahramanlarının dışında ve üstünde anlatmaktır. Bu durumda yazar birden çok insanın bakış açılarını yansıtabilir.
Romanda anlatım teknikleri içinde bir başkası da mektuplaşmalar şeklinde yapılandır. Bu durumda roman tamamen karşılıklı mektuplara dayanmaktadır.
Bir romancı toplumu
insanı ilgilendiren her türlü olayı
durumu veya kavramı roman konusu olarak seçebilir. Ancak 1920’li yıllara kadar gelen bugün de varlığını sürdüren bir anlayışa göre roman insandaki
toplumdaki veya çevredeki çatışma unsurlarına dayanmalıdır. Romana seçilecek konu onun gelişme ve sürükleyiciliğini de sağlamalıdır.
Bu da insanın kendisi ile problemleri
insanların birbirleriyle karakter
çıkar ve inanç çatışmaları
toplumun sınıf ve sosyal çatışmaları
savaşlar ve benzeri olaylar şeklinde sayılabilir.
1920’li yıllardan sonra gelişen yeni roman anlayışında ise kahramanların iç dünyalarına
beyinlerine ve zihinlerindeki çağrışımlara yönelme vardır. Bu anlayışlara geriye dönüş
Post-modernizm
anti roman gibi tanımlar yapılmaktadır.
Romanda teknik olarak bulunması gereken diğer kavram da mekândır. Mekânlar kullanıma göre geniş ve dar mekân olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Başarılı bir romanda kahramanlar
olaylar ve olayların geçtiği yer ve zaman arasında uyum olmalıdır.
Romanlarda belirli bir plan bulunur. Ancak yeni
post modernist vb. romancılar bu anlayışı kabul etmezler. Romanda plan başlangıçtan sona kadar geçen süre içinde romandaki olayların başlatılması
geliştirilmesi ve sonuçlandırılması temeline dayanır.
Romanın konusunu oluşturan olayın en heyecanlı meraklandırıcı ve sürükleyici bölümünün romandaki yerine göre planı gelişir. Bu bölüm romanın başında
sonunda veya ortasında olabilir.
Romanın inceleme ve değerlendirilmesinde
hikâye incelemesinde olduğu gibi bir plan uygulanabilir.
4. Düşünce Türleri
a. Makale: Düşünce yazıları içerisinde en önemli türlerdendir. Makaleyi diğer düşünce yazılarından ayıran en önemli unsur
belli bir düşünceyi delil ve ispatla anlatmasıdır. Makalede anlatım mutlaka gerekçelendirmeli ve gerekçelendirme de kanıtlanmalıdır. Makale yazmak için mutlaka bilgi ve birikime ihtiyaç vardır. Makalelerde tez ve antitez bulunur. Makale
türü meydana getiren temel unsurlar eser üzerinde gösterilerek yapılmalıdır. Makalelerde anlatım planı ve bu plan içerisinde yer alan unsurların sıralanışlarındaki özellikler üzerinde de ayrıca durulmalı
dil ve anlatımı değerlendirilmelidir.
b. Deneme: Deneme
makalenin öznel olanıdır. Yazarın kişisel görüş
düşünce ve fikirlerini kabul ettirme
ispatlama derdi bulunmadan anlattığı yazılardır. Deneme dilce yazılar içinde en serbest olanıdır. Bu yüzden demelerde iç tutarlılık çoğu zaman aranmaz. Denemenin en önemli özelliği; üslubudur. Makaleler ne kadar bilimsel ve kesin yargılara dayanan bilgilere yer verirse
denemeler de o kadar öznel ve kişisel görüşlere yer verir. Denemelerde dil
özel imkânlarıyla kullanılır. Daha çok düşünceler ve yargılar sezdirmeye dayalı olarak verilir. Denemelerin temel düşüncesi yoktur. Konu serbestliği vardır. Her konuda yazılabildiği gibi ele aldığı konularda da bir sınırlılığa gitmesi söz konusu değildir. Denemeler makalenin tezleridir; yani her bir deneme bir makalenin gerekçesi sayılabilir.
Denemelerin ayırt edici özelliklerinden yola çıkılarak
bu türü dil ve anlatım gerekçeleri üzerinde durularak öğretimi yapılmalıdır. Çoğu denemelerin yazım özellikleri üzerinde yeterince durulmadığı için
makale ile karıştırıldığı görülmektedir.
c. Söyleşi: Edebî türler içerisinde üsluba dayalı özel bir türdür. Daha çok yazarın kullandığı dil ve anlatım tarzı bu türün özelliğini belirler. Kimi edebiyatçılar sohbetin
bir edebî tür olarak değerlendirmek yerine öğretici metinler başlığı altında değerlendirmektedirler. Aslında bu yazılarda öğreticilik yönü bulunmakla birlikte bir üslûpçuluk ve yazma tekniği de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Sohbet yazılarına “yazarla okuyucu arasında konuşma” adı da verilebilir.
Sohbetin
denemelerden farkı anlatımdan ziyade
öznelliğin daha fazla olması
gündelik konulara yer vermesi ve sadece kişisel görüş ve düşüncenin okuyucuyla paylaşılmış olmasıdır. Denelerde dolaylı bir ispatlama kaygısı vardır.
Dil
sohbette denemelere göre daha rahat ve esnektir. Yazar
okuyucuyla sohbet eder. Denemede de yazar bir konuyla ilgili görüşlerini paylaşır. Fakat sohbette konu daha güncel
dil daha serbesttir. Sohbet yazarı
soru sorar ve sorulara kendi cevap verir. Denemelerde yazar soruları cevapsız bırakarak okuyucuyu düşünmeye sevk eder. Sohbette doğrudan doğruya kesin bir yargıya varılmaz. Söyleşi türü ile
söyleşme –karşılıklı konuşma– birbiri ile karıştırılmamalıdır.
ç. Eleştiri: Tanım olarak
bilim
sanat
edebiyat alanlarında olumlu ya da olumsuz görülen düşüncelerin ele alındığı yazıların genel adıdır. Eleştiri yazıları ve inceleme yazıları birbiriyle karıştırılmamalıdır. Çünkü eleştiri yazıları daha ziyade incelenenin değerlendirilmesinden çok o konuyla ilgili yazarın olumlu ya da olumsuz düşüncelerini gerekçeleri ile ortaya koymasıdır.
Tanıtma yazıları ile de eleştiri karıştırılmamalıdır. Çünkü yazılış amaçları farklıdır. Tanıtma yazıları
daha çok herhangi bir eserin okuyucuya tanıtılması
o konuda okuyucunun bilgilendirilmesi ve haberdar edilmesine yönelik yazılan yazılardır.
Deneme dili
eleştiri diline nazaran daha özneldir. Öznel eleştiride kurallı
düzgün bir anlatım vardır. Denemelerde cümleler okuyucuya yöneliktir. Eleştiri mutlaka objektifliğe yaklaşmalıdır.
Eleştirmen
yazılarında üslûpçuluğa kaçmamalıdır. Sanatkarlık yapmamalıdır. Çünkü onun amacı ne üslûpçuluk ne de sanatkarlıktır. Amacı (eleştiri) kendi bilimsel yeterliliği çerçevesinde ve incelediği eserden yola çıkarak okuyucuyu bilgilendirmektir.
Bir eseri değerlendirirken o esere bakış açımız öncelikle psikolojik olur. Etkilenmelerimizi psikolojimiz belirler. Psikoloji eserdeki etkileşimi oluşturur.
Düşünce türlerinin öğretilmesine karşılaşılan problemler
diğer türlerden daha fazladır. Bunun en önemli nedeni
türlerin ana hatlarıyla birbirinden ayrımında yeterince belirleyici unsurların olmayışıdır. Sözgelimi makale ve deneme arasında her zaman çelişki yaşanmakta
kimi zaman denemelerin makale olarak adlandırıldığı
kimi zaman da makalelere deneme dendiği görülmektedir. Bu ayrımların tam anlamıyla yapılabilmesi için
edebiyat kitaplarında yer alan düşünce türlerinin öğretilmesinde her birinden mutlaka türünü iyi temsil eden bir örneğin bulunması
bu örneklerden yola çıkılarak türlerin öğretilmesi sağlanmalıdır.
Düşünce türlerinin ayrımlarında daha çok yazılış gerekçelerine dikkat edilmelidir. Bilindiği gibi
düşünce türleri içerisinde yer alan edebî metinler
belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kaleme alınmışlardır. Bu yüzden
üslûptan çok gerekçenin iyi belirlenmesi gereklidir. Sözgelimi bir makalenin yazılış gerekçesi ile
denemeninki aynı değildir. Yine
fıkra ile
söyleşi üslûp olarak birbirine yakın olmakla birlikte
yazılış gerekçeleri birbirinden farklıdır.
Düşünce türlerinin belirlenmesinde
öncelikle “Bu eser niçin kaleme alınmıştır?” sorusunun cevaplandırılması gerekmektedir. Eserin anlatım planı ve bu anlatım planına uygun olarak düşüncenin geliştirilme biçimi de türün özelliklerini belirlemede bize yardımcı olacaktır. Bir diğer yardımcı tür belirleme gerekçesi de
anlatım üslubudur. Düşünce türlerinde
birbirlerine bazen yakın olmakla birlikte
üslûp açısından da ayırt edicilikler olabilmektedir.
Sonuç ve Değerlendirme:
Edebî türlerin öğretiminde
türün şekil özelliklerinden hareket edilmesi
türü belirleyen içerik özelliklerine daha sonra bakılması gerekmektedir. İster aslî türler üzerinde olsun
ister türün içerisinde meydana gelen farklılaşmalarda olsun
öncelikle metnin yazılış amacı ve bu amacı gerçekleştirilmesinde hangi anlatım yolunun tercih edildiğinin gerekçesiyle birlikte ortaya konması gerekmektedir.
Tür ayrımları ve tasniflerinde
şekle bağlı adlandırmaların bizi istediğimiz sonuca götürmediği
daha çok türü oluşturmada ana kaynak olarak içeriğin esas alınması gerektiği kesin olarak bilinmelidir. Edebî türün kendine özgü yapısı ve bu yapıya bağlı olarak içerik değerlendirmelerinde
somut örnekler üzerinde durulmalıdır.
Edebî türlerin öğretilmesinde asıl amaç
öğrenenin bu türleri hayatında uygulayıcı olmasını sağlamaktır. Öğretim ortamlarında
sadece türün ne olduğu ile ilgili değerlendirmelerden çok
o türle ilgili
yazılı veya sözlü uygulama yapabilme yeterliliğini sağlamak esas olmalıdır.
Günümüzde tanımcı bir anlayışla yola çıkıldığı için
neden
nasıl
ne zaman ve niçin sorularına çoğu zaman tam anlamıyla cevap verilmek bir yana
nedir sorusu daha çok ön plana çıkmaktadır. Hâlbuki
gelişen eğitim anlayışları çerçevesinde bakıldığında
nedir bir problemin çözümü için tek başına yeterli olmamaktadır.
İster yazılı olsun
ister sözlü
her edebî türün kendine özgü yapısı ve öğretim esasları bulunmaktadır. Eğitimin her aşamasında bu esaslara dikkat etmek gerekmektedir.
Konu Etiketleri: masalların yazılış amacı, fabl masal hikaye roman tiyatro şiir nedir, roman hikaye masal destan slayt, kültürle ilgi masal veya hikaye, kültür edebiyatla ilgili hikaye, masal destan şiir, destanların yazılış amacı nedir, destanın yazılış amaçları, edebi türlerde riti, edebi türlerde ritim, destanın yazılış amacı nedir, romanın yazılış amacı, destanhikayeroman bölümleri, şiir destan öykü masal anlamı, hikayeromanmasaldestan örnekleri, masal türleri hikayeromansiir, destanlar ve yazılış amaçları, roman masal destan fabl hangisi en yeni, romanın tiyotra şeklinde yazılışı, destan masal fabl ve roman en yenisi hangisidir, masal destan hıkaye ve romandan hangisi dıgerlerıne ornek olmustur, masal destan roman modern tiyatrodan örnekler, masallarin yazilis sekli, destan masal hikaye ve roman türlerinden örnek oluşturmuştur, edebiyatla ilgili şiirler yazılış nedenleri, masallar ile ilgili tiyatrolar, destanla ilgili şiir, tiyatro ile ilgili ilgili hikayeler, masal yazılış amacı, romanların yazılış amacıBenzer Konular
-
Edebi Akımlar İle İlgili Test Soruları - Edebi Akımlarla İlgili Sorular Ve Cevapları
Edebi Akımlar İle İlgili Test Soruları - Edebi Akımlarla İlgili Sorular Ve Cevapları 1. "Sembolizme tepki olarak doğar. Eski beğeniyi,... -
Masal Nedir? Masal Neye Denir? Masal Türleri Nelerdir? Sesli Masallar Masal Özelliği
Masal Nedir? Masal Neye Denir? Masal Türleri Nelerdir? Sesli Masallar Masal Özelliği Masal nedir arkilererrrrrrr -
8.Sınıf Türkçe-Fiilimsiler, Edebi Türler, Paragraf Anlamı ve test soruları
8.Sınıf Türkçe-Fiilimsiler, Edebi Türler, Paragraf Anlamı ve test soruları 8.Sınıf Türkçe-Fiilimsiler, Edebi Türler, Paragraf Anlamı Fiilimsiler... -
Edebi Türler Nezaman Ortaya Çıkmıştır? Edebi türlerin ortaya çıktığı dönem hangisidir
Edebi Türler Nezaman Ortaya Çıkmıştır? Edebi türlerin ortaya çıktığı dönem hangisidir Destan: M.Ö. 3000 (Gılgamış - Mezopotamya) Roman:... -
Edebi Türler...
EDEBİ TÜRLER Tür, edebiyat eserlerinin biçimlerine, konularına ve teknik özelliklerine göre ayrılmasıdır. Bunlar iki ana grupta incelenir:...
-



Alıntı

Bvlgari Blv Edp 75 Ml Hakkında
13.06.13, 10:28 in Parfüm